KÖŞE YAZILARI

Çetin Erdoğan’ın Yeni Yazısı Yayımlandı

    Çetin Erdoğan’ın kaleminden “ÇOLİG KARTALI”                                                                  

ÇOLİG KARTALI

                 Çocukluğumun peşime takılmış bir gölge gibi beni izleyen unutulmaz simgelerinden biri de      Çerkez BARSLAN (Lal Çerkez) dır. Sanırım Çerkez Ağabeyi tanımam folklor ve tiyatro merakımdan kaynaklanmıştı. O sırada hem folklor ekibinde hem de kültür sanat etkinliklerinde rol alıyordum. Daha 20-21 yaşlarındaydım. O yaşlardaki gençlik hissiyatı ve idol arayışı bende tavan yapmıştı. Çerkez ağabey, uzun boylu, tarihi bir portreyi andıran güçlü yüz hatları, unutulmuş bir tarihe tanıklık eden giysileri, bir coşku ve sıcaklık kaynağı olan gözleriyle yaşamıma mührünü vuran çok az sayıdaki biri oldu. Kendine has ritmik hareketleri, mimikleri doğanın sert ve aynı zamanda naif halleri, Çolig folklörünün emsaliydi. Tüm halleri efsaneydi. Unutulmaz o günlerin en çok kısa süren zamanlarında bile hayranlıkla izlerdim oyunlarını.

                     İnsanların o bölgedeki tutum ve davranışları halk oyunlarına yansımıştı… Meşk, bıçak oyunu hatta kartal oyununun en iyi hallerini onda gördüm. Kartalın av sırasındaki hareketlerini taklit etmesi o kadar gerçekçiydi ki… Tüm ruhunu, acılarını, sevinçlerini, renkli destansı bir ahenkle yansıtırdı. Oynadığı bu oyuna kendine özgü o muhteşem ritmik hareketleri, mimikleriyle adeta o anı resmederdi.

                     Kartal oyunu çok dikkat çekici bir oyundur. Bingöl’e has olan bu oyunda, çetin doğa koşullarının ve yaşam mücadelesinin figür ize edilmiş halini görmek mümkündür. Hayvan saldırılarını konu alan tek oyun olma özelliği taşıması yönüyle dikkat çekicidir. Oyunun çıkışıyla ilgili birkaç efsane vardır. Efsaneye göre; Köyün birinde zengin bir ağanın sürüsünü otlatan sağır ve dilsiz çobanı vardır. Ağanın çok sevdiği bir kara kuzusu… Günlerden bir gün çoban koyunlarını otlatırken bir ağacın gölgesinde dinlenmeye çekildiği sırada bir kartal bu fırsatta istifade ederek, kara kuzuyu kaptığı gibi dağın zirvesine doğru uçar, sürüde kara kuzunun olmadığını fark eden çoban dağın zirvesine ulaştığında ise kartalların kara kuzuyu yemek için birbirleriyle kıyasıya dövüştüklerini görür. Çaresiz bir şekilde gidip durumu ağaya anlatmaya karar veren çoban, sağır ve dilsiz olduğu için bu olayı kartalların yaptığı hareketleri ve mücadele biçimlerini taklit ederek ağaya ifade etmeye çalışır. Ağa ve köylüler, çobanın bu kartal figürü ve hareketlerinden esinlenerek kartal oyununu oynamaya başlarlar. İşte Çerkez abide bu oyunu aynı coşkunlukla oynardı. Ruhunu, mimiklerini isyanını da katardı… Oyunu her oynayışında sonsuza kadar sürmesini isterdim. O zaman çok kısa süren o renkli günler şimdi sonsuz hale geldi… Unutulmaz bir anı, beni sürekli izleyen bir gölge oldu.

Çerkez BARSLAN, 1937 yılının ocak ayının zemheri soğuğunda, Çolig merkez çiriş köyünde doğdu. Şansızlıklarla dolu hayatının başlangıcında henüz altı aylıkken babası annesinden ayrılmış, sekiz aylıkken yakalandığı hastalıktan dolayı, yüksek ateşin etkisiyle duyma yetisini kaybetti. İki yıl boyunca babaanne baktı. Babaanne ölünce, evlenen babası onu yanına aldı. Tarih 1939 üvey anne ile tanışma o tarihte başladı. Üvey anne, xalé qoél, zengin, nüfuslu, vakur, alımlı, uzun boyu güçlü yüz hatları, ipek gibi yumuşak sesiyle tıpkı bir portreyi andırırdı. Aşağı çarşının hanım ağası… Giyimiyle, kuşamıyla unutulmaz bir simgeydi. Hiç çocuğu olmamıştı. Durum böyle olunca annelik duygularıyla yaklaşamamıştı zavallı öksüze. İş halalara, ablalara düşmüş tüm bakımını onlar üstlenmişlerdi.

 

Babası Nalbant Süleyman… Yakışıklı, uzun boylu, pala bıyıklı özenli giyimi ve beyaz atıyla çevrenin en zengin adamlarından biriydi. Çevresi epey geniş ve xalé qoél gibi nüfusluydu. Hatırı sayılır gözde insanlardan biriydi. En büyük merakı beyaz atıydı. Atını çok sever, gururla, beğeniyle binerdi. Civarda nerdeyse beyaz atın emsali yoktu. Sırtında sürekli tüfeğiyle gezerdi. Geçtiği her yerde genç, yaşlı onu hayranlıkla izlerdi. Aşağı çarşının varlıklı, hali vakti yerinde nalbandı ve esnafıydı. Nalbur iye, toptan tuz, buğday dükkânı işletirdi.

Nalbant Süleyman’ın oğlu Çerkez de tıpkı babası gibi çok güçlüydü. Gücünü güçsüzlere karşı kullanmazdı. Daima haklıdan güçsüzden yana olurdu. Çocukluğundan itibaren odunculuk yapar eşek ve katırıyla sürekli odun taşırdı. Babasının beyaz atı en yakın arkadaşı ve dostu olmuştu. Aşağı çarşıda herkes tarafından sevilen, taklit ve güldürü yeteneği olan adeta tiyatro ustasıydı. O dönemin belediye başkanı Faik ERTUĞRUL onu çok severdi. 1969 yılında belediyede işçi olarak göreve başladı. Vakur dürüst ve halkçı yönünü orada da gösterdi. Sendikalı işçi olarak örgütlü ve ekip ruhu inanışıyla birçok hareketin içersinde yer aldı. Haklıyı savundu, güçsüzün çaresizin yanında oldu.

1995 yılında Bingöl Musiki Cemiyetinde yollarımız kesişti. Birlikte kültürel faaliyetlerin içinde yer aldık. Gurbet gurbet dolaşıp Çolig kültürünü folklorunu tanıtma fırsatımız oldu. Çolig folklorunu en iyi oynayan efsanelerdendi. O muhteşem, ritmik hareketleri sahnede daha çok devleşmesi, insanları jest ve mimikleriyle büyülemesi unutulmazdı.

Çolig kültürüne, folklorüne inanılmaz katkıları onu unutulmaz kılmıştır. Böyle unutulmaz usta yeteneklerin gelmesi imkânsız sanırım…

TÜM KALBİMLE SAYGI VE SEVGİ İLE SELAMLIYORUM

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu