Dolar 33,0675
Euro 36,0971
Altın 2.559,87
BİST 11.064,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 31°C
Az Bulutlu
Ankara
31°C
Az Bulutlu
Sal 30°C
Çar 33°C
Per 33°C
Cum 32°C

Çetin Erdoğan’ın Kaleminden “Samimiyetin Mekanı”

Çetin Erdoğan’ın Kaleminden “Samimiyetin Mekanı”
171929
25/12/2023 15:41
A+
A-

SAMİMİYETİN MEKANI

Samimiyetin bitmediği, insanın içinin sebepsizce neşe ile dolduğu yerdi  Aşağı çarşı…Ve  içten davranan insanları. Hepimizin başından geçmiş insani bir deneydir; Bir şeyi, bir dönemi, olayı, insani ilişkileri ya da güzelliği ölçüsüz hisseder, duyar ve yaşarız. Zamanla elimizden olmayan nedenlerden dolayı, yaşadıklarımızdan uzaklaşır ve onları yitiririz. Yitirdiklerimize ilişkin çoğu duygularımız egemen hale gelir. Kendileri artık yitip gitmiştir. Bir tek yüreğimizde ve ruhumuzda onların silikleşen sesleri ve belirsiz renkleri kalır. Gölgelerini bile anımsamak, ruhumuza iyi gelir. Ve o dönemde yaşayanları, anıları yitirdiğimizi fark ederiz. İşte o anda geçmişe yolculuk başlar…

Birbirine  çok benzeyen günlerle dolu o kapalı ve tekdüze günlük yaşamlarda yine de boş durmazdı Keko dayı. Keko’nun lokantası.. Aşağı çarşının yegane tek lokantasıydı. Tek katlı, damlı…damın üzerinde kışın kar körüklendikten sonra saman döküp sıkılaştırmak için kullanılan loğ. Yazın ise damın üstünde cansız yabani sarı Çiçekler biterdi. Yağmur yağdığında ise mis gibi toprak kokardı. Islak toprak kokusu rahatlatırdı lokantaya gelenleri. Bazen de damın üzerinde horoz dövüştürürdü Keko dayı. Dönemin en iyi lokantasıydı. Değişmez menüsüyle misafirlerini karşılamaya hazırdı her daim. Öyle çeşitte yoktu menüsünde kuru fasulye, haşlama pilav, salata. Tabi ki vazgeçilmezi helva. Biraz da fakir babasıydı keko. Lokantaya gelip de parası olmayanı boş çevirmezdi. Espriliydi üstelik. Merhametliydi. Misafirini alan soluğu bu lokantada alırdı. Aşağı Çarşı’nın insanları espirilydi. Zamanın sürekli şaşırdığı bir yerdi üstelik. Güle oynaya geçerdi zaman sanki…Hele lokantada geçen anlar… tamda kahkahaların havada uçuştuğu gibiydi.

 

Misafirleriyle gelen ahali, ilk önce yemek yedirir, güzel sohbetler edilir, sıra hesap ödemeye gelince de neşeli anlara tanıklık ederdi Keko dayı.Her misafire oynanan oyun tekrar edilirdi. Yemeğini yiyen tren vagonu şeklini alır, vagona takılıp dışarı çıkardı.Geriye sadece şaşkın misafir kalırdı.Keko dayı,hesabı alır misafirin önüne koyardı. Önüne konan hesaba birde  gülümseyen keko ya şaşkın şaşkın bakan misafir için için “ben misafirim hesabı ödemek bana mı düşer” der  demesine fakat keko dayı renk vermez, bakışlarıyla adeta “hadi öde hesabı” der gibi bakar misafirin yüzüne. Sende takılaydın ya cuf cuf trene de ödemeyeydin hesabı gülümseme yerleşirdi dudaklarına, bakışlarına. Birde en sevdikleri vardı Keko dayının.

Merhametin ve Yetim oğlu. Aşağı çarşı’nın en renkli simalarıydı. Bitlis’ten gelen misafirlerini Keko dayının oraya götürür, yemek yenir, sigaralar itina ile sarılır yine çuf çuf treni yaparak lokantadan dışarı çıkarlardı. Hesap ödemek yine misafire düşerdi. Espri yapılır, ödetilmezdi sonunda. Sıra gezmeye gelirdi. Aşağı Çarşı’nın öyle çok gezilecek yeri yoktu. Hacı Cemal Elçi’nin elma bahçeleri, vali konağın, dere kıyısına gezintiler yapılırdı. Hele elma bahçelerinde dostluk kuracak kadar elma ağacı vardı. Baharda mis gibi çiçek kokularıyla canlı varlıktılar adeta.

O dallar, yapraklar, tomurcuklar, çiçekler, renkler, her şey ama  her şey, tüm farklılıklarına rağmen, müthiş bir uyum içinde, birbirini tamamlayan güzelliklerdi.

Vali konağı ise topraktan damlı, kerpiçten yapılmış evlerin ortasındaydı. Önünde betondan oymalı balkonu, mimarisi ile ihtişamlı duruyordu. Balkon, upuzun uzanan Aşağı Çarşı’nın yoluna bakardı. Uzun ve tek caddeydi. Karşı tarafında dere geçerdi. Uzun kavak ağaçları arasında sessiz, sakindi. Aşağı çarşı çoğu zaman, eski zamanlara ait bir düş kasabasıydı sanki.

Bu sessizliği bozan bazen caddede geçen at arabalarının sesleriydi. Gece, gündüz, aylarca yıllarca, yaz kış, yağmurda, çamurda, karda kıyamette sıcakta, ateşte, durmadan işleyen at arabasıyla Reşo dayıyı unutmak olmazdı. At arabacı Reşit Mete’ydi esas adı. Ama günlük yaşamın o kendine özgü pratik mantığıyla, isimler kısaltılmıştı

Vali konağının sağındaydı evi. Yolun öbür tarafında, dere kıyısında bahçesi vardı. Uzun boylu, sık kavak ağaçlarıyla adeta gizlenmişti, bahçesindeki tandırı ve önüne yaptığı küçük göledi. Buranın, insanı derede yüzmeyi öğrenmişti. kıyısında halı, kilim, yün yıkanırdı. Çocuklar Çapakçur deresinde yüzüp, keyifli zaman geçirirlerdi. En güzel anlarda biri ise yıkama işi bittikten sonra anneler çocuklarını alır, dere kıyısında piknik yaparlardı. Güneş batmaya yakın, yıkananlar toplanır eve doğru yol alınırdı.

O günlere ait anekdottu Keko dayı, Reşo dayı ve niceleri. Keko dayı Palu’dan göçmüş, Reşo dayı Lice’den. Daha niceleriyle çok kültürlü bir yapıya sahipti Aşağı çarşı…Çapakçur. Ta ezelden…Civar yerlerden gelip yerleşmişlerdi buralara. Evlenmiş, yuva kurmuş sahiplenmişlerdi. Hem kendi gerçeklerini korumuş hem de buranın kültürüyle farklı bir sentez oluşturmuşlardı.

“Geçmiş, insanın gölgesidir ve izler, anılar bizi asla terk etmezler”

Biz…Biz, aile, akraba, aşiret. Biz, yerleşim birimi, köy, kasaba, şehir, bölge…ne olursa olsun önemli olan aidiyet. Birlik…Bütünlük.

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.