GENEL

Tarihçi – Yazar Fahri Sıddık Çeçen’in kaleminden Kudüs Kimin

Köşe yazarlarımızdan Tarihçi - Yazar Fahri Sıddık Çeçen'in yazı dizisinin son bölümü Kudüs Kimin yayımlıyoruz

Kudüs Kimin ?

Müslüman, Hristiyan ve Yahudiler için Kudüs’e sahip olmak dini bir görev olmanın yanı sıra bir prestij meselesi olarak görülmektedir.

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti ile Avusturya-Macaristan aynı tarafta savaşa girmiş olmalarına ve İngilizlerin her iki tarafın da ortak düşmanı olmasına rağmen; savaş esnasında Avusturya’da  görevli olan Mehmet Akif Ersoy, Kudüs’ün İngilzler tarafından işgal edildiği haberini alan Avusturyalıların, ingilizler ile düşman ve savaş halinde oldukları halde çılgınca sevindiklerini üzüntü ve şaşkınlıkla anlatır. Avusturya’daki Hristiyanlara, düşmanları olan ingilizlerin Kudüs’ü ele geçirmiş olamalarıan neden bu kadar sevindiklerini sorduğunda şu cevabı aldığını aktarı: ” önemli olan Kudüs’ün Müslümanların elinden çıkıp Bir Hristiyan devletin eline geçiş olmasıdır o Hristiyan ülke bizim düşmanımız olsa dahi bizim için farketmez” şeklide cevaplar aldığını üzülerek aktarır.

Yine Yahudiler Kudüs’ten uzak kaldıkları yaklaşık 3 bin yıl boyunca birbirleri ile vedalaşırken, birlerini tebrik ederken, herhangi bir yerin açılışında, yeni evlenen çiftler tebrik edilirken kısacası hayatın her alanında ” bir dahakine Kudüs’de” sözünü kullanırak  Kudüs davasının binlerce yıl diri kalmasını sağladılar.

Gelelim Müslümanlara rivayet edilir ki Kudüs Haçlıların elindeyken ve İslam Dünyası darmadağın ve perişan bir haldeyken Nureddin Zengi, Mescid-i Aksa’ya konulmak üzere muhteşem bir minber hazırlatır. Ona, Kudüs işgal altında ve kurtuluşu neredeyse imknsız bir vaziyetteyken minber hazırlatmanın sebebi sorulduğunda şu cevabı verir: ” bugün için elimizden gel budur, biz minberi yapalım elbet onu ait olduğu yere koyacak birileri çıkar” ve Nureddin Zengi tarafından yetiştirilen Selahaddin Eyyûbi o minberi ait olduğu yere koyar. Görüldüğü bibi hayaller ve hedefler samimi, bilinçli ve devamlılık gösterdiği takdirde mutlaka başarıya ulaşıyorlar.

Bugün içinde bulunduğumuz durum ise ne yazıkki içler acısı: Kudüs işgal altında, binlerce Müslüman ve mazlum katlediliyor ve en kutsal mabedlerimiz düşman çizmeleri altında eziliyorken, her gün binlerce çocuk, kadın, yaşlı, sivil kısaca savaşla hiçbir ilgisi olmayan ve vicdan sahibi hiçbir insanın kabul edmeyeceği zulümler yaşanırken; bize ne Araplardan diyen ve kendini Müslüman olarak tanımlayan insanlar var. Kudüs ve Filistin bölgesinin tamamıı Yahudi terörü tarafından adeta bir  cehenneme dönüştürülmüşken, hiçbir şey olmamış gibi eğlencelerine devam eden ve kendilerini Arap ve Müslüman olarak tanımlayan mahlukatlar var…

Özellikle gerek ülkemizde gerekse Arap ülkelerinde  çoğu yalan yanlış bilgilerden oluşan, tarih diye yutturulan fitneye kendilerini kaptırmış bazı ırkçı gurupların sürekli tekrarlayıp durduğu masalları sayesinde, İslam dininin kesin bir şekilde reddettiği ırkçılık son 150 senedir adetta bir kutsal inanç hüviyetine bürünmüş durumda. Aslında tarihi süreç dikkatle incelendiğinde; sömürgecilik faaliyetlerini başlatan Avrupalı devletlerin, sömürmek istedikleri bölgeleri “böl-parçala – yut” şeklinde formülize ettikleri anlayış çerçevesinde her türlü fitneyi yaydıkları, özellikle ırkçılık ve mezhebçilik faktörlerini sürekli kullanarak Müslümnları birbirlerine düşürdükleri rahatlıkla görülecektir. Tabi bunları görmek için biraz basiret ve şuur lazım…

Kudüs elbetteki bizimdir ama bizim bundan haberimiz var mı, tam emin değilim. Bugün içinde bulunduğumuz durum gerçekten korkunç derecede içler acısı. Hem Müslümanım diyip hem de Kudüs’den bana ne diyenleri mi dersin, kelime-i tevhid bayarağını taşıyan insanlara burası Türkiye burda hilafet bayrağı taşıyamazsın diyerek saldıran zavallıları mı dersin, kelime-i tevhid yazılı bayrağı hilafet bayrağı sanarak hemen mahkemeye koşan sözde aydın hukukçuları mı dersin, Kudüs’ün sadece Arapların kutsalı olduğunu sanan ve Araplar Kudüs’ü kurtarsın bana ne diyenleri mi dersin, Tarihten intikam almaya çalışan sözde aydınları mı dersin, İslam dinini birkaç ritüelden ibaret sanan ve Kuran- Kerim’in pekçok ayetinin tam tersi istikamette davranmayı marifet sananları mı dersin, kendi mezhep ve kültürel değerlerini İslam dininin önünde tutanları mı dersin kısacası bir şuursuzluk ve cehalet girdabında tepinip duruyoruz.

 

KUDÜS, KUDÜS’ÜN KUTSİYETİNİ BİLMEYENLERE NE YÂR OLMUŞTUR NE DE OLACAKTIR. Kudüs’ü kurtarmak istiyorsak; önce dönüp bir kendimize bakmalıyız, biz kimiz? Nerden geliyoruz ve nereye gidiyoruz? Kuran-ı Kerim ne buyuruyor ve biz nasıl yaşıyoruz? sorularını sormalı ve samimi bir şekilde cevaplamalıyız. Kudüs’ten önce kendimiz kurtarmamız gerekiyor, içinde bulunduğumuz zihinsel işgalden ve gafletten kurtulup kim olduğumuzu hatırladığımız gün, Kudüs bizim olacaktır…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu